Son yıllarda ihracatın yıldızı olan ve güçlü yatırımlara imza atan Türk kimya sanayisi, doğrudan ihracatta 30 milyar doları aşarken ürün tedariki sağladığı 45 sektör ile dolaylı yoldan bu rakamı çok daha yukarılara çekiyor. İthal ikame ürünler üreterek de ülke ekonomine katkı sunan kimya endüstrisi, 2030 yılında doğrudan ihracat hedefini 50 milyar dolar olarak belirledi. Yaklaşık 60 milyar dolarlık üretim gerçekleştiren sektörün Türkiye’deki hacmi 200 milyar doları buluyor.
İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Adil Pelister ve İKMİB Yönetim Kurulu Üyesi Ersin Kenan Kayalar, kimya sanayisindeki güncel gelişmeleri konuşmak üzere EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ve Genel Koordinatör Vahap Munyar ile bir araya geldi.
Kimya endüstrisinin son yıllarda gösterdiği performans ile ihracatın yıldızı olmayı başardığını söyleyen İKMİB Başkanı Adil Pelister, sektörün üretim, istihdam, ihracat, ithal ikame ve farklı sektörlere ürün tedarik ederek dolaylı ihracat gibi birçok konuda Türkiye ekonomisine katkı sunduğunu ifade etti. Türkiye’deki 27 sektöre doğrudan hammadde, yarı mamul veya nihai mamul tedarik ettiklerini vurgulayan Adil Pelister, “Dolaylı tedarikçisi olduğumuz sektör sayısı 45’i buluyor. Kimyanın çalışmadığı ve paydaşı olmadığı sektör yok denecek kadar az. Özellikle katma değerli üretim yapanlar ile yollarımız mutlaka kesişiyor” dedi.
Sektörde cari açık var gibi görünüyor ama durum öyle değil
Türkiye’nin 2024 yılında 105 milyar dolarlık kimyevi madde ithalatı yaptığını ihracatta ise 30,6 milyar dolar rakamına ulaştığı bilgisini paylaşan Adil Pelister, “Sektörümüzün 75 milyar dolar cari açık verdiği sanılabilir ama durum öyle değil. Elektrik üretiminde kullanılan doğalgaz dahi Türkiye’ye kimyevi Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTİP) kodlarından giriş yapıyor. Sektörümüzdeki cari açığın 30 milyar dolarlık kısmını bu oluşturuyor. Geri kalan 45 milyar dolarlık kısım ise farklı sektörler tarafından tedarik edilen mallardan kaynaklanıyor. Kimya sektörü olarak bizler sadece hammadde ithal ediyor ve onu katma değerli hale getirerek hem iç pazarın ihtiyaçlarına cevap veriyoruz hem de ihraç ediyoruz. Türkiye’nin yıldız ihracat ürünlerinden otomotivde kullanılan kauçuk, plastik, boya ve tekstil malzemelerinin birçoğu kimya sektörünün çıktısı. Keza tekstil sektöründe de pamuk ürünler yerini sentetik iplik ürünlere bırakıyor ve kimya tekstilde de en güçlü hammadde olma yolunda ilerliyor. Biz tüm bu güçlü ihracatçı sektörlere de ürün veriyoruz, dolaylı ihracatçı kimliğimiz de var” dedi.
İhracatta 2030 hedefi 50 milyar dolar
2022 yılı Türk kimya endüstrisinin ihracat rekoru kırdığı sene oldu. Sektör temsilcileri 2022’de 33,8 milyar dolar tutarında kimyasal ürün ihracatı yaptı. 2024 yılında ise 30,6 milyar dolarlık ihracata imza attıklarını hatırlatan Başkan Pelister, 2025 sonunda 30 milyar doları aşacaklarını söyledi. Pelister, “2030 yılı ihracat hedefimiz 50 milyar dolar. Kimya endüstrisinin Türkiye’deki hacmi yaklaşık 200 milyar dolar. Üretim faaliyetlerimiz ise 60 milyar doları aşıyor. Gerçek anlamda Türkiye’nin sanayisi ve ihracatı için önemli bir sektörüz. Sektörümüzün ihracattaki en güçlü alt sektörü plastik ve plastik mamulleri. Bu alt sektörümüzün 2025 yılında 10 milyar dolarlık ihracata imza atacağını öngörüyoruz. Plastiği medikal, kauçuk, boya, kozmetik, gübre gibi diğer alt sektörler izliyor. Kimya sektörünün ihracatçı yapısı Türkiye ekonomisi için önem teşkil ediyor. Dünyanın en gelişmiş 10 ekonomisinin sekizinde kimya sektörünün çok gelişmiş olduğunu görüyoruz” şeklinde konuştu.
İçerdeki üretim sektörün hammadde talebini karşılayamıyor
Adil Pelister: Sektörümüzün hammadde bakımından yurt dışına bağımlı olduğu yadsınamaz bir gerçek. Türkiye’de hammadde üreticileri olsa da bu üretim, mevcut kimya sanayisinin talebine yanıt vermekte zorlanıyor. Dünyanın kimyevi hammadde talebi, Çin tarafından karşılanıyor. Türk kimya sanayisi olarak biz de Çin, Avrupa ve ABD’den temin ettiğimiz hammaddeleri işleyerek mamul ya da yarı mamul şeklinde gerek iç pazarda kullanıyor veya tüm dünyaya ihraç ediyoruz.”
“ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşından etkileniyoruz”
Hem Türkiye’de hem dünyada bir iktisadi yavaşlama olduğunu, bu durumdan sektör olarak etkilendiklerini söyleyen Adil Pelister, “En önemlisi de tarife savaşlarından ve ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarından etkileniyoruz. Yanı sıra, Avrupa Yeşil Mutabakatı da bir başka baskı unsuru. Bir diğer yandan ABD ve Çin’in Avrupa Yeşil Mutabakatı konusunda kayıtsız kaldığını görüyoruz. Çin’in bu kadar güçlü bir hammadde ve yarı mamul üreticisi olması da sektörü etkiliyor. Tüm bu krizlere AB ve ABD’de üretimin azalması da eklenince, sektörün ağırlık merkezi değişiyor. Şu an sektör için en büyük tehdit Çin, hammaddeyi üretmesi, ucuz enerji ve iş gücüne sahip olması Çin’i rekabet edilemez bir rakip haline getiriyor” ifadelerini kullandı.
Adil Pelister: Bizim gibi ülkeler için Çin çok büyük tehlike ve mutlaka aksiyon almamız gerekiyor. Çin hükümeti, tüm kimya ihracatçılarına yüzde 13 destek veriyor. Bu ne demek, firma ürüne kar marjı koymadan bile ihraç ettiği zaman net yüzde 13 kar ediyor. Zaten hammadde, enerji ve iş gücü bakımından avantajlılar. Bir de üzerine yüzde 13 devlet desteği olunca rekabet etme şansımız azalıyor. Biz bu şartlar altında, yüzde 13 karlılığı garantilemiş Çin firmaları ile yarışıyoruz. Hacimli ticaret yaptığımız ülkelerde güçlenmek ve mevcut gücü koruyabilmek için imalat ve ihracat sistemimizi dönüştürmeliyiz. Belki de bazı ürünlerin bitişlerini o ülkelerde kuracağımız tesislerde yapmak daha doğru olabilir. Yarı mamul şeklinde yollayacağımız üründen daha düşük vergi aldıkları için bu yöntem bize avantaj sağlar ve girdiğimiz pazarlarda bir adım önde oluruz. Ayrıca o ülkede kısmi olarak yatırımcı da olmanın getirilerinden de faydalanabiliriz. Bir diğer önemli konu da denizaşırı pazarlarda kurmamız gereken lojistik destek merkezleri. Bu merkezler ürün arzı güvenliği, düşük vergi, esnek hareket kabiliyeti gibi noktalardan bizi destekleyecek.
KKDİK’nin ertelenmesini istiyor
Yeşil dönüşüm odağında KOBİ’lerin bilgi ve finans anlamında desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Adil Pelister, “01.01.2026 tarihi geldiği zaman Yeşil Mutabakat devreye girecek. Sektör zor duruma düşmemek için aksiyon almak şart. Bir diğer konu da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın uygulayıcı ve denetleyicisi olduğu KKDİK - Kimyasalların Kaydı, Değerlendirmesi, İzni ve Kısıtlanması. KKDİK’in devreye girmesi ile bir ton ve üzeri kimyasalların Türkiye’de dolaşımı bazı şartlara tabi tutulacak. KKDİK de sektör temsilcilerimizi maddi ve manevi açıdan zorluyor. Bu konuda yeterli insan kaynağı olmadığından dolayı KKDİK'in 2026 yılında devreye girmesi konusunda belirsizlik var. Sektör, bunun ertelenmesini istiyor. Yeşil Mutabakat ötelenmeyecek, bu kesin. Ancak en azından KKDİK ertelenerek sektörün biraz nefes alması sağlanabilir” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2026 yılında devreye girecek KKDİK’in temel amaçlarını şöyle sıralıyor:
İnsan sağlığını ve çevreyi kimyasalların zararlarından yüksek düzeyde korumak
Kimyasalları piyasaya arz edenleri (üretici, imalatçı, ithalatçı) kimyasalların güvenli kullanımını sağlamaktan zorunlu tutmak
Türkiye kimya sanayiinde rekabetin ve yenilikçiliğin arttırılmasını sağlamak
Maddelerin zararlılık özelliklerinin değerlendirilmesinde kullanılan hayvan deneylerini azaltmak ve alternatif yöntemleri özendirmek
İKMİB YÖNETİM KURULU ÜYESİ ERSİN KENAN KAYALAR:
Çin ile katma değerli ürünler üreterek rekabet edebiliriz
Türkiye’de birçok sektörde olduğu gibi kimya sektöründe de ölçek sorunu olduğunu belirten İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Üyesi Ersin Kenan Kayalar, “Ülkemizde her yıl 80 bin ton civarında mobilya cilası satılıyor. Çin’in en büyük firmasının ise aynı ürün grubunda yıllık üretimi 130 bin ton. İkinci firma 100 bin ton, üçüncü firma ise 90 bin ton seviyesinde üretim yapıyor. Çin’in mobilya cilası üretimi Türkiye’nin 13 katı. Bu güçlü üretim, dünyanın en büyük mobilya ihracatçılarından olan Çin’de iç talebe ancak yetiyor. Aksi olsaydı bizim için şartlar çok daha kötü olurdu. Fakat, son 2 yılda Çin, Orta Doğu pazarına açılmaya başladı. 65 ülkeye ihracat yapan Türkiye’nin üreticileri için bu büyük bir tehlike. Şimdilik şansımız, Çin ürünlerinin AB standartlarını karşılamaması. Fakat bildiğiniz gibi Çin gelişime çok açık ve her konuda hızlı yol alıyorlar. Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarında da çok iyi durumdalar. 600 patenti olan firma var ve ürünlerini geliştirmeleri halinde Avrupa pazarında bile durdurulmaları çok zor” açıklamasını yaptı.
Ucuz hammadde ve işçilik Çin’in elini güçlendiriyor
Çin’in üreticileri her bakımdan koruduğunu ifade eden Ersin Kenan Kayalar, “Çin, zarar eden firmaların kapanmasına bile müsaade etmiyor. Çin’in en büyük ikinci vernik üreticisi firmanın varisleri olmadığı için kapanma tehlikesi var diye devlet bu firmayı kamulaştırdı. Sektörün sürekliliğini bu kadar önemseyen bir anlayış ile rekabet edilmesi zor. Çin’i ölçek ve teknoloji olarak geçmek pek mümkün değil. Biz, farklılaşarak varlığımızı sürdürebiliriz. Yüzde 13 ihracat desteğinin haricinde Çinli üreticiler hammaddeye ucuz ve kolay şekilde erişebiliyor. Hammaddenin yüzde 95’i iç pazardan kolay şekilde temin edilebiliyor. Yanı sıra, Afrika’daki madenlerin yarısının Çin’e ait olduğu da konuşuluyor. Dünyanın birçok noktasında yarı mamul sanayisi Çin’in elinde” dedi.
Orta doğu, yatırımcılara teşvikler sunuyor, yatırımcı için giderek cazip hale geliyor
Üzerinde durulması gereken bir diğer konunun da Orta Doğu’daki dönüşüm olduğunu söyleyen Ersin Kenan Kayalar, “Orta Doğu’nun yeni nesil liderleri sadece petrol ile sürdürülebilir bir ekonomi yaratılamayacağını biliyor. Bugün, Suudi Arabistan birçok sektöre yatırım yapıyor. Turistik tesisler ile sınırlı kalmayan endüstri yatırımları neticesinde bugün Orta Doğu’da imalat sanayisine dair birçok proje hayata geçiyor. Bu projelerde teşviklerin büyük katkısı var. Suudi Arabistan’da üretimi olmayan bir ürünün imalatı için yatırım yapan girişimcilere yüzde 75 hibe veriliyor. Tesis için verilen araziden ücret alınmıyor. Vergi zaten yok denecek kadar az ve yatırımcı bunlardan da muaf tutuluyor. Bunlar cezbedici teşvikler olduğu için sadece Türkiye’den değil dünyanın her yerinden sanayicilerin yakın zamanda Suudi Arabistan’a yatırımlarını görebiliriz. Eskiden Orta Doğu ülkeleri güvenilir görülmezdi. Ancak bu ülkeler teşvikler dağıtarak yatırımcıların aklını çeliyor. Türkiye’nin de vergi konusunda ihracatçıları desteklemesi ve düzenlemeler yapması gerekiyor. Orta Doğu, Türk Cumhuriyetleri ve Afrika ülkeleri ihracat yapandan vergi almazken Türkiye’nin yüksek vergiler ile yatırımcıyı tutması çok zor” ifadelerini kullandı.
Kaynak: Ekonomim.com
Ventur Gümrük Müşavirliği tarafından derlenmiştir
